KIZ MESLEK LİSESİ ÇOCUK GELİŞİMİ VE EĞİTİMİ BÖLÜMÜ
ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE TEMEL İLKELER MODÜLÜ
Erken çocukluk eğitimi, çocuğun doğumundan ilkokula kadar geçirdiği yılları kapsar
ve bireyin yetişkinlikte nasıl olacağını büyük ölçüde belirler. Bu nedenle çok büyük önem
taşır.
Bu dönemde çocuklar henüz kendi gelişim özelliklerini, yeteneklerini, ilgi alanlarını
ve gereksinimlerini tanımadıklarından, duygu ve düşüncelerini ifade güçlüğü içerisinde
olduklarından, onlarla ilgilenen yetişkinlerin çok bilinçli ve dikkatli olmaları gerekmektedir.
Bu nedenle erken çocukluk eğitim kurumlarını tanımak ve bu doğrultuda çocuklara uygun
kurumlar seçmek, çocukların geleceği açısından son derece önemlidir.
Çocuklara erken çocukluk eğitiminde belli davranışları kazandırmak ve gelişimlerini
desteklemek için gerekli eğitim yaşantıları evde ebeveynler, erken çocukluk eğitim
kurumlarında ise öğretmenler tarafından hazırlamalıdır. Bu eğitim yaşantılarından
yararlanamayan çocukların gelişimleri yavaş olmakta ve çocuklar bu olumsuz izleri
yaşamları boyunca taşımaktadır.
Erken çocukluk eğitim kurumlarında erken çocukluk eğitimi, iyi hazırlanmış eğitim
programları aracılığıyla verilmesi çocukların sağlıklı kişilik geliştirmeleri ve çevreye uyum
sağlamaları açısından son derece büyük önem taşır ve çocukları geleceğe hazırlar.
Bu modülde erken çocukluk eğitiminin önemini ve erken çocukluk eğitimi kurum ve
hizmet türlerini tespit etmeye yönelik etkinlikler hazırlayabilmek ve uygulayabilmek için
yeni bilgi ve beceriler kazanacaksınız.
AÇIKLAMALAR ....................................................................................................................ii
GİRİŞ ......................................................................................................................................1
ÖĞRENME FAALİYETİ–1 ....................................................................................................3
1. ERKEN ÇOCUKLUK EĞİTİMİ .........................................................................................3
1.1. Erken Çocukluk Eğitiminin Tanımı ve Önemi .............................................................3
1.1.1. Erken Çocukluk Eğitiminin Gerekliliği.................................................................6
1.2. Erken Çocukluk Eğitiminin Amaçları...........................................................................7
1.2.1. Etkili Bir Erken Çocukluk Eğitiminin Hedefleri ...................................................7
1.2.2. Türkiye’de Okul Öncesi Eğitimin Temel Amaçları ..............................................7
1.2.3. Çocuğun Gelişimi ile İlgili Amaçları.....................................................................8
1.3. Okul Öncesi Eğitimin Temel İlkeleri............................................................................9
1.4. Dünyada ve Türkiye’de Erken Çocukluk Eğitimi.......................................................10
1.4.1. Dünyada Erken Çocukluk Eğitimi.......................................................................10
1.4.2 Türkiye’de Erken Çocukluk Eğitimi.....................................................................14
UYGULAMA FAALİYETİ ..............................................................................................17
ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME ....................................................................................19
ÖĞRENME FAALİYETİ-2...................................................................................................21
2.2.Hizmet Türleri..............................................................................................................26
2.2.1.Tam Gün...............................................................................................................27
2.2.2.Yarım Gün ............................................................................................................28
2.2.3. Saatli Bakım ........................................................................................................29
2.2.4. Evde Bakım .........................................................................................................30
UYGULAMA FAALİYETİ ..............................................................................................31
ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME ....................................................................................33
MODÜL DEĞERLENDİRME ..............................................................................................34
CEVAP ANAHTARLARI .....................................................................................................35
KAYNAKÇA........................................................................................................................36
ERKEN ÇOCUKLUK EĞİTİMİ
1.1. Erken Çocukluk Eğitiminin Tanımı ve Önemi
Çocuğun doğduğu günden temel eğitime başladığı güne kadar geçen yılları kapsayan
ve çocukların sonraki yaşamlarında önemli rol oynayan bedensel, psikomotor, sosyal ve
duygusal, zihinsel ve dil gelişimlerinin büyük ölçüde şekillendiği, ailelerde ve kurumlarda
verilen eğitim sürecine erken çocukluk eğitimi denir.
Erken çocukluk eğitimi çocuğun doğumundan ilkokula kadar geçirdiği yılları kapsar
ve bireyin yetişkinlikte nasıl olacağını büyük ölçüde belirler ve bu nedenle çok önemlidir.
Sağlıklı ve istenilen davranışlara sahip çocuklar yetiştirmek, onların gelişim
özelliklerini bilmeye bağlıdır. Çocukların özelliklerini bilmeden verilen eğitim hem güçtür
hem de tamamen tesadüflere kaldığı için hata yapılmasına ve istemeyerek de olsa onların
zarar görmesine yol açmaktadır. Özellikle çocukların, temel eğitime başlayıncaya kadar
geçirdikleri birçok kritik dönemi içine alan ve gelişim hızlarının çok yüksek olduğu erkençocukluk eğitimi bu bakımdan büyük önem taşır. Bu dönemde çocuklar henüz kendi gelişimözelliklerini, yeteneklerini, ilgi alanlarını ve gereksinimlerini tanımadıklarından, duygu ve
düşüncelerini ifade güçlüğü içerisinde olduklarından onlarla ilgilenen yetişkinlerin çok
bilinçli ve dikkatli olmaları gerekmektedir.
Çocuklara erken çocukluk eğitiminde belli davranışları kazandırmak ve gelişimlerini
desteklemek için gerekli eğitim yaşantıları evde ebeveynler, erken çocukluk eğitim
kurumlarında ise öğretmenler tarafından hazırlamalıdır. Bu eğitim yaşantılarından
yararlanamayan çocukların gelişimleri yavaş olmakta ve çocuklar bu olumsuz izleri
yaşamları boyunca taşımaktadır.
Erken çocukluk eğitimi çocuğun, kendi bedensel yapısını tanımasına, öz bakım
ihtiyaçlarını karşılayabilmesine ve vücudunu etkin bir biçimde kullanabilmesine yardımcı
olur.
Toplumsal gelişim açısından bakıldığında çocuğun bireysel yeteneklerine, ilgi, ihtiyaç
ve gelişim düzeylerine uygun hazırlanan programlar aracılığı ile sunulan etkinliklerde grup
içine katılmasında, sağlıklı ilişkiler kurmasında, günlük yaşantı içinde gerekli kuralları
öğrenerek temel alışkanlıkları kazanmasında, kendine ve başkalarına olumlu tavır
geliştirmesinde erken çocukluk eğitimi önemli rol oynar. Bu etkinliklerle çocuklar ayrıca
paylaşma, iş birliği, yardımlaşma dayanışma gibi sosyal beceriler de kazanırlar.
Erken çocukluk eğitimi, çocuğun cinsel kimliğini kazanarak benlik kavramını
geliştirmesini, kendini ifade etmesine fırsat verecek ortamlar hazırlayarak öz denetimini
geliştirmesini ve kendine güvenli bağımsız kişilik kazanmasını destekler. Ayrıca çevre
uyarıcıları sunarak çocuğun akıl yürütme yeteneğini, yaratıcılığını ve hayal gücünün
gelişimini sağlamada erken çocuklukta verilen eğitim oldukça etkilidir.
Erken çocukluk eğitimi, çocuğun çevresindeki kişilerle sağlıklı iletişim kurmasına,
duygu ve düşüncelerini karşısındakine rahatlıkla ifade edebilmesine fırsat vererek dil
becerilerini geliştirir.
Okul öncesi eğitimini gerekli kılan toplumsal bir olgu da çocukluk yaşantılarındaki
farklılıklardır. Yetersiz bakım, sağlıksız çevre koşulları ve ekonomik güçlükler pek çok
çocuk için risk teşkil etmektedir. Erken çocukluk gelişim ve eğitimine yapılan yatırımlar
yoksulluk, sosyal eşitsizlik ve cinsiyete bağlı ayırımlar yüzünden dezavantajlı sayılan
çocuklara iyi bir başlangıç vererek bu eşitsizliğin giderilmesine yardımcı olur. Elverişsiz
çevre koşulları nedeniyle eğitimden yoksun kalan çocukların olumsuzluktan etkilenmelerini
engelleyerek onlara da diğer çocuklarla eşit eğitim olanakları sağlar.
Erken çocukluk eğitimi, çalışan annelerin çocuk yetiştirmekte karşılaştıkları güçlükleri
aşmada destek sağlayabilmektedir. Erken çocukluk eğitim kurumları, çalışan annelerin
sorumluluklarını günün belli saatleri içinde üstlenerek bir yandan annenin işinde verimli
olmasına katkı sağlarken, diğer yandan çocuğun yetersiz koşullarda zedelenmesini
önlemektedir. Kadının güçlenmesi ve toplum içinde üretken olmasında, erken çocukluk
eğitim kurumlarının katkısı önemlidir.
Erken çocukluk eğitimi iyi hazırlanmış eğitim programları aracılığıyla verildiği zaman
çocukların sağlıklı kişilik geliştirmeleri ve çevreye uyum sağlamaları açısından son derece
büyük önem taşır ve çocukları geleceğe hazırlar.
Erken çocukluk eğitiminin önemini özetlersek;
Çocuğun tüm gelişimlerinin olumlu seyretmesini sağlar.
Çocuğu ilköğretime hazırlar.
Erken çocukluk eğitimi alan çocuklar, sonraki eğitim kademelerinde ve hayatta,
erken çocukluk eğitimi almayan çocuklara göre daha başarılı olur
Suç işleme oranları erken çocukluk eğitimi almayanlara göre daha düşüktür.
Temel hak ve kavramları, temel davranışları erken yaşta çok daha iyi
algılayabilmektedir.
Erken çocukluk eğitimi alan çocukların ana dilini ve ikinci bir yabancı dili
öğrenme düzeyleri, okul öncesi eğitim almayanlara göre daha yüksektir.
Erken çocukluk eğitimi alan çocuk kendisine verilen olanakları en iyi şekilde
kullanarak karşılaştığı sorunları daha pratik bir şekilde çözer.
Erken çocukluk eğitimi alan çocuk, almayanlara göre anne babası dışındaki
kişilerle daha iyi diyalog kurar.
Kendi yetenek ve becerilerinin farkında olarak yetişen çocuklar insanlarla uyumlu,
sorumluluk ve iş birliği içinde toplumdaki yerlerini alırlar.
Diş bakımı, beden sağlığı ve diğer tüm öz bakım becerileri ve sağlıklı beslenme
bilinci erken çocukluk eğitimiyle çocuklara kazandırılır.
Okul öncesi eğitimi alan çocuk duygu ve düşüncelerini daha rahat ifade eder,
anlama ve anlatma becerisi gelişir.
Çocukların tüm gelişim alanlarını, sosyal yaşantılarını ve geleceğini oluşturmada
erken çocukluk eğitimi son derece önemlidir.
Erken Çocukluk Eğitiminin Gerekliliği
Geçmişten günümüze bakıldığında, okul öncesi eğitim kurumlarını gerekli kılan
nedenler ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte, pek çok ortak sebep de dikkati
çekmektedir.
Bu sebepler şöyle özetlenebilir:
Geniş aileden çekirdek aileye dönüşen aile yapısı,
Köyden kente gelişle birlikte akraba ve yakınlarının çocuk bakımı ile ilgili
desteğinin azalması,
Kadınların artan eğitim düzeyi ve bununla birlikte evin dışında çalışma
fırsatlarının artması,
Kültürel eşitsizliklerin eğitimde fırsat eşitliğini engelleyici yönünün
dengelenmesi,
Özellikle şehirleşme ile birlikte artan sınırlı mekânlara sahip apartman tipi yaşama
geçilmesi, böylece çocukların yaşıtları ile birlikte bulunmalarının ve hareket
imkânlarının da büyük ölçüde sınırlanması,
Ailelerin, çocuklarının eğitiminde bazı yetersizliklerinin bulunduğunu fark
etmeleri,
Çocuk psikologlarının araştırmalarından ortaya çıkan sağlık ve büyüme ile ilgili
yeni bilgi ve fikirler,
Bugün gelişmiş veya gelişmekte olan diye nitelenen tüm ülkelerde okul öncesi eğitim,
çok kere zorunlu eğitimin dışında tutulmakla birlikte, eğitim sistemlerinin en alt basamağını
oluşturacak şekilde sistem içindeki yerini almış bulunmaktadır.
Erken Çocukluk Eğitiminin Amaçları
1.2.1. Etkili Bir Erken Çocukluk Eğitiminin Hedefleri
Temeli okuma yazma ve diğer etkileşim yetenekleri olan dinleme, konuşma ve
oynama aktivitelerinin gelişimini sağlama
Çocukların duygularını ifade edebilmelerinin gelişimini sağlama
Çocuğun kelime dağarcığını geliştirme
Çocuğun kendileri ile ilgili olumlu duygularını geliştirme ve öğrenme becerilerini
geliştirme
Karar verme becerilerini geliştirme
Çocuklara çevrelerindeki dünyayı algılama ve anlama fırsatları sağlama
Erken çocukluk eğitiminin evrensel amaçları olarak sayılabilecek görüşler, OMEP’in
(Dünya Uluslararası Okul Öncesi Eğitimi Örgütü) uzun süre başkanlığını yapan ünlü
eğitimci Mialaret tarafından şöyle ifade edilmiştir:
Toplumsal Amaçlar
Çalışan kadınların çocuklarına bakmak
Her çocuğa eğitim sağlamak ve onların bireysel gelişmelerine katkıda
bulunmak
Çocukların birbirleriyle ve başkalarıyla ilişki içinde bulunmasına,
sosyalleşmesine çok önemli katkıda bulunmak
Eğitici Amaçlar
Çocuğun duyu organlarını eğitmek(renge, sese, estetiğe…)
Çevreye olan duyarlılığını artırmak
Gelişimsel Amaçlar
Çocuğun doğal gelişimini temel alarak, gelişimle ilgili tecrübelerine önem
vermek
Türkiye’de Okul Öncesi Eğitimin Temel Amaçları
Okul öncesi eğitimin amaçları, Milli Eğitim’in genel amaç ve temel ilkelerine uygun
olarak şöyle özetlenebilir:
Çocukların bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal yönden gelişmelerini, temel
alışkanlıklar kazanmalarını sağlamak (gelişimsel amaçlar)
Her fırsattan faydalanarak çocukların millî, manevî, ahlakî, kültürel ve insanî
değerlere bağlılığının gelişmesine yardımcı olmak (eğitici ve toplumsal amaçlar)
Atatürk, millet, vatan ve bayrak sevgisini kazandırmak (toplumsal amaçlar)
Çocuğun benlik kavramının gelişmesine, kendini ifade etmesine, bağımsızlığını
kazanmasına ve öz denetimini sağlamasına imkân tanımak (gelişimsel ve eğitici
amaçlar)
Çocukların sorumluluk yüklenmelerini, dürüst, saygılı, nazik ve düzenli olmalarını
sağlamak
Çocuğun Gelişimi ile İlgili Amaçları
Çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişiminde etkinlik sağlamak
Fiziksel ihtiyacın karşılanması ve sağlığının korunması, çocuğa fiziksel bir
yapının tanımlanması için gerekli uyarıcı ortamın sunulması
Fiziksel yapının etkin bir şekilde kullanılması
Kas gelişiminin sağlanması
Çocukta duygusal güveni sağlamak
Etkin bir sevgi anlayışının yaratılması
Çocukta kendine karşı olumlu bir tavrın geliştirilmesi
Çocuğun sağlıklı sosyalleşme süreci içinde gelişmesine olanak sağlamak
Grupla çalışma ve grup içi sağlıklı etkileşim olanaklarının sunulması
Sosyal çevrenin tanınması için gerekli etkinliklerin düzenlenmesi
Kültürel değerlerin özümlenmesi ve değerlendirilmesine olanak sağlaması
Sosyal uyum sağlanması
Temel alışkanlıkların kazandırılması
Çocuğun sağlıklı kişilik değişikliğine olanak tanımak
Kendini anlatma, açığa vurma olanaklarının sağlanması
Bağımsızlığın geliştirilmesi
Öz denetim sağlanması
Çocukta öğrenme becerisini geliştirmek
Uyarıcı çevre koşullarının sağlanması
Akıl yürütme yeteneğinin geliştirilmesi
Yaratıcılığın zenginleştirilmesi
Dilin zenginleştirilmesi
Çocuğu okul yaşamına hazırlamak
Okul yaşamı için gerekli sosyal becerilerin elde edilmesini sağlamak
Etkin öğrencilik için zihinsel olgunluk seviyesinin elde edilmesine olanak
sağlamak
Okul Öncesi Eğitimin Temel İlkeleri
Okul öncesi dönem yaşamın temelidir. Bu dönemde öğrenme hızı çok yüksektir. Her
yaş grubunun genel gelişim özellikleri ortaktır ancak her çocuğun kendine özgü olduğu da
unutulmamalıdır.
Okul öncesi eğitim bazı temel ilkelere dayanmaktadır. Bu ilkeler aşağıda
verilmektedir:
Eğitimde çocuğun ve ailenin etkin katılımını sağlamak esastır.
Çocuğa verilen eğitim, onun gereksinimlerine uygun olmak zorundadır.
Çocukların gereksinimlerini karşılamak amacıyla demokratik eğitim anlayışına
uygun eğitim ortamları hazırlanır.
Etkinlikler düzenlenirken çocukların ilgi ve gereksinimlerinin yanı sıra, okulun ve
çevrenin olanakları da göz önünde bulundurulur.
Çocukların Türkçe’yi doğru ve güzel konuşmalarına gereken önem verilir.
Eğitim, çocuğun bildiklerinden başlar ve deneyerek öğrenmesine olanak tanır.
Oyun çocuklar için en uygun öğrenme yöntemidir.
Eğitimde çocuğun kendine saygı ve güven duyması sağlanır, öz denetim
kazandırılır.
Çocukla iletişimde, kişiliğini zedeleyici şekilde davranılmaz, baskı ve
kısıtlamalara yer verilmez.
Okul öncesi dönemde verilen eğitim ile çocukların sevgi, saygı, iş birliği,
sorumluluk, hoşgörü, yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma davranışları
geliştirilir.
Çocukların bağımsız davranışlar geliştirmesi desteklenir.
Yardıma gereksinim duyduğunda yetişkin desteği, rehberliği ve güven verici
yakınlığı sağlanır.
Çocuğun, kendisinin ve başkalarının duygularını fark etmesi desteklenir
Çocukların hayal güçleri, yaratıcı ve eleştirel düşünme becerileri, iletişim kurma
ve duygularını anlatabilme davranışları geliştirilir.
Okul öncesi eğitimde çocuğun gelişimi ve okul öncesi eğitim programı düzenli
olarak değerlendirilir.
Programlar hazırlanırken ailelerin ve içinde bulunulan çevrenin özellikleri dikkate
alınır.
Eğitime ailenin etkin katılımı sağlanmalıdır.
Dünyada ve Türkiye’de Erken Çocukluk Eğitimi
Dünyada Erken Çocukluk Eğitimi
Erken çocukluk eğitimi kavramı, çocuk gelişimi alanındaki ilk çalışmalarla birlikte
ortaya çıkmıştır. Çocuk gelişimi konusunda ilk çalışmaları yapanlar tıp doktorları ve sosyal
reformcular olmuştur.
Ortaçağ Avrupa’sında doktorlar beş yaşından küçük çocukların sağlığıyla ilgilenmeyi
ebelere bırakmışlardır. Bunun nedeni, beş yaşından küçük çocuklara bir şey
yapılamayacağına inanmış olmalarıdır. Ancak 18.yüzyılda bir tıp doktoru olan James
Cadogon, küçük çocukların bakımsızlıktan öldüklerini belirtmiştir. Annelere yönelik çocuk
temizliği, bakımı ve beslenmesi konusunda bilgiler veren çalışmalar yapmıştır. 18.yüzyılda
Avrupa’da endüstri devrimi sonucu maden ocaklarında ve fabrikalarda çalışan çocukların
ürkütücü durumunu sosyal reformcular incelemişlerdir. Ashley Cooper, kız çocuklarının ve
10 yaşından küçük erkek çocuklarının maden ocaklarında çalışmalarını yasaklayan kanunun
senatodan çıkmasını sağlamıştır.
Jean Pestalozzi’nin 1774 yılında, kendi çocuğu üzerindeki gözlemlerine dayanarak
yaptığı çalışma, çocuk gelişimi ile ilgili ilk bilimsel kayıt olarak kabul edilmektedir.
Erken Çocukluk eğitiminin gerekliliğine inanan ilk anaokulunu açan Alman Friedrich
Wilhelm Froebel’dir. Froebel, 1840 yılında Almanya’da “Kindergarten” ( Çocuk Bahçesi )
adını verdiği ilk anaokulunu açmıştır. Froebel, uygulamalarında oyunu eğitimin bir öğesi
olarak ele almış, öğretici oyunları çocukların yeteneklerini geliştirmede kullanılması gerekenönemli araçlar olarak görmüştür.
Froebel’in öğrencisi olan Carl Schurz da 1855 yılında Amerika’da, Elizabeth Peabody
de 1860 yılında İngilizce konuşan çocuklar için özel bir okul açmıştır. Çocuk eğitimi
konusunda büyük katkılarda bulunan İtalyan eğitimci Maria Mantessori uzmanlık
çalışmalarında, zihinsel engelli çocuklarla ilgilenmiş ve uyguladığı yöntemlerle büyük
gelişmeler sağlamıştır. Mantessori aynı yöntemlerle normal çocukların gelişiminde de daha
iyi sonuçlar alınabileceğini savunmuştur. Roma’da 1907’de, kendi deyimiyle ilk çocuk evini
açmıştır. Mantessori, çocuğun doğumdan başlayarak “emici” zihinsel bir yeteneğe sahip
olduğuna inanır. Erken çocukluk dönemini, zihnin büyük ölçüde alıcı olduğu kritik bir
dönem olarak kabul eder. Bu süreçte çevrenin etkili olduğunu ifade eder.
Frobel ve Montesorri’den sonra diğer ülkelerde de erken çocukluk eğitimi kurumları
açılmaya başlamıştır. İlk “yuva” 1911 yılında Londra’da Margeret ve Rachel McMillan
tarafından açılmıştır. McMillan kardeşlerin ilk uygulamaları, Londra’nın yoksul bir
kesiminde, beş yaşın altındaki çocukların sağlık ve genel bakımlarının düzeltilmesi
doğrultusunda olmuştur. Ancak çocukların zihinsel ve sosyal gelişimlerinin sağlıkla ilişkisini
gözlemleyen McMillan kardeşler daha sonraki çalışmalarında eğitsel etkinliklere yer
vermişlerdir.
İlk yıllarda yuva ve anaokullarının pek çoğu üniversite ve kolejlerin laboratuvar
okulları olarak açılmıştır. 20. yüzyıl başlarında, sosyal bilimler alanında yapılan araştırmalar,
erken çocukluk eğitimine katkıda bulunmuştur.
Amerika Yale Üniversitesi’nde Arnold Gesell ve arkadaşlarının 1920-30 yılları
arasında yaptığı çalışmalar, çocuklardaki fiziksel ve motor gelişim aşamalarına dikkati
çekmiştir. Harriat Johnson, erken çocukluk eğitiminde, fiziksel gelişim için gerekli araç
gereçlerin çeşitleri üzerinde yeni öneriler getirmiştir. Johnson’a göre, çocukların büyük ve
küçük kas gelişimleri için oluşturulacak fiziksel çevre, zihinsel gelişimi de güçlendirir.
Çocuğun zihinsel gelişimini inceleyen Piaget, yaptığı çalışmalarda, özellikle çocuk
gelişiminde fiziksel olgunlaşma kadar çevrenin, deneyimlerinin, toplumsal aktarımların da
etkili olduğunu ifade etmiştir.
I.ve II. Dünya Savaşlarından sonra, başta bulunan yöneticiler erken çocukluk eğitim
kurumlarını, kimsesiz kalan çocukların olumsuz çevre koşullarından daha az etkilenmelerini
sağlamak, endüstrinin gereksinimi olan kadın gücünden yararlanmak ve çocukluk
yıllarındaki deneyimlerin, toplumsal yönelimler üzerinde etkili olduğunu kavramak gibi
nedenlerle desteklemişlerdir.
Çalışan kadın sayısının 1960’lı yıllarda hızla artması sonucu, Amerika’nın öncülük
ettiği “uluslararası erken çocukluğu yaygınlaştırma kampanyası” başlatılmıştır.
Birçok ülkede erken çocukluk eğitim kurumları çeşitlilik gösterir. Uygulanan program
modelleri de farklıdır. Başka bir deyişle, hemen hiçbir ülkede tek tip bir kurum ve program
uygulaması söz konusu değildir. Bu konu biraz daha ayrıntılı incelendiğinde, bazı
programların özellikle çocukların eğitilmesini amaçladığı, bazılarının ise anne ve babayı
eğitme yolu ile çocuğa ulaşmayı hedeflediği dikkati çekmektedir. Bir kısmında da anne baba
ve çocuk birlikte eğitime alınmakta, bir yandan çocuklar eğitilirken, bir yandan da anne ve
babaya çocuklarının gelişimlerini nasıl destekleyecekleri öğretilmeye çalışılmaktadır. Bütün
bunların yanı sıra aynı kurum çatısı altında hem çocukların, hem yetişkinlerin hem de
eğitimcilerin eğitimini amaçlayan, hatta zaman zaman ev ziyaretleri ile kurumdaki eğitimin
evdeki devamlılığını sağlamaya çalışan çok amaçlı modellere de rastlanmaktadır.
Genelde çeşitli ülkelerde çocukları kurumlarda eğitmeyi amaçlayan programlar eğitim
sistemlerinin yapısı içinde yer almaktadır. Bunlar da ülkelere göre anaokulları, anasınıfları,
hazırlık sınıfları (ilköğretime bağlı ) gündüz bakımevleri, birleşik erken çocukluk merkezleri,
çocuk bakım merkezleri ve oyun grupları gibi çeşitli isimler altında toplanmaktadır.
1.4.2 Türkiye’de Erken Çocukluk Eğitimi
Türkiye’de erken çocukluk eğitimi Cumhuriyet öncesi ve sonrası olmak üzere iki
grupta incelenir.
1.4.2.1. Cumhuriyet Öncesi Dönem
Türkiye’de küçük yaştaki çocukların eğitiminde okullardan yaralanılmasının tarihçesi
15.yüzyıla, Fatih Sultan Mehmet zamanına kadar uzanır. Bu dönemde vakıflar aracılığıyla
kurulan eğitim kurumları arasında yer alan “ Sıbyan Okulları “ bir anlamda erken çocukluk
eğitim kurumlarının ilk örnekleri sayılabilir.
Osmanlı Döneminde yerli halk için olmamakla birlikte azınlıklar ve yabancılar için
büyük kentlerde anaokullarının açıldığı görülür.
Eğitimci Satı Bey, II. Meşrutiyetin başlangıç tarihi 1908 yılından önce bazı illerde
“Özel Ana Mektepleri “ açıldığını ileri sürer. Bu tarihten sonra da İstanbul’da bazı özel ana
mektepleri açılmıştır. Ancak “resmi ana mektepleri” Balkan savaşlarından sonra açılmış ve
yaygınlaşmaya başlamıştır.
Satı Bey İstanbul Beyazıt’ta özel bir “çocuk yuvası “ açmıştır. Bir süre sonra bu çocuk
yuvasına İstanbul’un aristokrat ailelerinin çocukları devam etmeye başlamıştır. Çocuklar
uşaklarıyla, arabalarla anaokuluna gelmeye başlamış ve Satı Beyin okulu sadece üst tabakaçocuklarının okulu olmuştur. Bu okulda çocuklara ödüller verildiği, maddi cezanın hiçbirşekilde kullanılmadığı vurgulanmıştır. Bu uygulamalar çocuk eğitiminde önemli bir
başlangıçtır.
Eğitimci Kazım Duru da Meşrutiyet Döneminde Avusturya – Macaristan’a giderek
“çocuk bahçesi” öğretmeni yetiştiren okulları gezmiş, dönüşte Selanik’te bir anaokulu
açmıştır. Balkan Savaşları bu çalışmaları büyük ölçüde engellemiş ancak yine de 1913 -1917
yılları arasında İmparatorluk sınırları içerisinde resmi anaokulları açılmıştır. Bu dönemde
gerek özel, gerek resmi anaokullarının en büyük sorunu uygulanan eğitim yöntemleri (Frobel
yöntemi bunlar içerisinde öne çıkmaktadır) ve buna göre yetişmiş öğretmen bulmadaki
zorluktur. 1914 yılında Eğitim Bakanlığı bütçesi düzenlenirken “ Çocuk Bahçesi “denilen
okulların açılması için bütçeye ödenek konulmuş ve o yıl on okulun açılması planlanmıştır.
Emrullah Efendi’nin nazırlığında 1913 yılında çıkarılan “Tedrisat-ı İptidaiye Kanunu
Muvakkatı” ( Geçici İlköğretim Kanunu ) ile anaokullarının ülkenin her yerine
yaygınlaştırılması emredilmiştir. Aynı kanunda öğrencilerin yaşları, öğretim teknikleri, ders
araçları ve okulun kuruluşuna dair temel esaslar da verilmiştir. Bu kanunda ana mektepleri
ve sıbyan sınıflarının ilköğretime bağlı olduğu belirtilmiştir.
Tedrisat-ı İptidaiye Kanununda adı geçen “Ana Mektepleri”ne öğretmen yetiştirmek
üzere 1915 yılında “İstanbul Darülmuallimat” ına bağlı bir öğretmen okulu açılmıştır.
Öğretim süresi bir yıl olan okulda, Türkiye’de ilk olarak erken çocukluk eğitimi alanı için
öğretmen eğitimi çalışmaları başlamış ancak 370 kadar mezun veren bu okul 1919 yılında
kapanmıştır. Bu okulun programı, çocuklara küçük yaştan itibaren dini yönden iyi bir eğitim
verecek öğretmenler yetiştirme esasına dayanmaktadır. 1915 yılında “Ana Mektepleri
Nizamnamesi” ( Anaokulları Tüzüğü ) yayımlanmıştır. Nizamnamede iptidai mekteplerinin
(ilkokul ) ilk basamağı olarak ana mekteplerinin açılması önerilmiş ve ana mekteplerinin
dört yedi yaş arası çocuklara eğitim vermek üzere ilkokullara bağlı ya da bağımsız olarak
açılması düşünülmüştür. Ayrıca ilkokullarda beş altı yaş çocukları için sıbyan sınıfları
açılması istenmiştir.
Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu zorluklar ve savaş nedeniyle daha sonraki
yıllarda, erken çocukluk eğitimi ailelerin denetimine bırakılmıştır.
1.4.2.2. Cumhuriyet Sonrası Dönem
Cumhuriyet ilan edildiği tarihte, 38 ilde 80 anaokulu bulunuyordu ve bu okullarda
toplam 5.880 öğrenci eğitilmekteydi. 1928 yılında “ Harf İnkılâbının “ yapılması, her Türk
vatandaşının okuryazar duruma getirme çabası, devleti tüm gücüyle ilköğretime yüklenmek
zorunda bırakmıştır. Bu nedenlerle anaokulu ve anasınıflarına ayrılan ödenekler ilköğretim
hizmetlerine aktarılmıştır. Böylece çevresel olanaklarla çalışmalarını sürdüren okullar da
1937–1938 öğretim yılında kapanmıştır. Zaman zaman erken çocukluk eğitiminin önemi
çeşitli Eğitim Şuraları ve eğitim komisyonlarında vurgulanmış ancak işlerlik
kazanamamıştır.
1927–1928 öğretim yılında Ankara’da öğretim süresi iki yıl olan ana öğretmen okulu
açılmıştır. 1930 – 1931 öğretim yılında bu okul İstanbul Kız Öğretmen Okuluna
nakledilmiştir. 1933 yılına kadar faaliyet gösteren bu okul da kapatılmıştır.
Yetişkin eğitimine verilen önemin artışı ve kadının toplum kalkınmasındaki değerinin
anlaşılması ile birlikte kız enstitüleri ve pratik kız sanat okulları açılmıştır. Bu okullarda el
becerileri, ev yönetimi derslerinin yanı sıra işlenen genel bilgi dersleri içerisinde çocuk
bakımı ve eğitimi dersi de yer almıştır. 1934 -1935 öğretim yılında adı geçen okullara
öğretmen yetiştirmek amacıyla Ankara’da Kız Meslek Öğretmen Okulu açılmıştır. Ancak
1948 yılında okul programında yapılan değişikliklerle üç yıllık Kız Meslek Öğretmen Okulu,
dört yıllık Kız Teknik Öğretmen Okuluna dönüştürülmüştür.
Çocuğunu evde bırakacak kimsesi olmayan çalışan annelere yardım amacıyla 1940
yılında anaokulu yönetmeliğinin fabrikalarda uygulanması bir genelgeyle illere bildirilmiştir.
Ancak özel idare bütçelerinin darlığı, bu okulları yaşatmaya imkân vermemiştir.
Erken Çocukluk eğitimi ile ilgili önemli gelişmeler 1960 yılından sonra dikkati çeker.
Erken çocukluk eğitimi alanında kurumsal eğitim bakımından yavaş da olsa kademe kademeönemli hareketlerin başladığı görülür.
5 Ocak 1961 tarih ve 222 sayılı İlköğretim ve eğitim Kanununda erken çocukluk
eğitimi ile ilgili maddeler bulunmaktadır. İlköğretim çağına girmemiş çocukların eğitimine
önem verilmesi nedeniyle 1992 yılında yürürlüğe giren Milli eğitim Bakanlığı Teşkilatı ve
Görevleri Hakkındaki 3797 Sayılı Kanunla Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürlüğü
kurulmuştur.
Yedinci Milli Eğitim Şurası ( 5–15 Şubat 1962) okulöncesi eğitimin önemini etkin bir
biçimde gündeme getirmiş ve bu konuda verilmesi gereken hizmeti belirlemiştir.
Yedinci Milli Eğitim Şura çalışmalarında sonra 16 Haziran 1962 tarihinde
“Anaokulları ve Sınıfları Yönetmeliği” yayınlanmıştır. Bu yönetmeliğin yayınlanmasından
sonra, Türkiye’de resmi ve özel kuruluşlarca yuva ve anaokulları yaygınlaşmış ve hizmet
verilen çocuk sayılarında önemli artış görülmüştür.
Türkiye’de erken çocukluk eğitim kurumlarının açılması 20. yüzyılın başlarına
rastlamasına rağmen, ülkenin içinde bulunduğu özel durum, gerek Osmanlı İmparatorluğu
döneminde, gerekse cumhuriyetin kuruluş yıllarında bu kurumlara gereken önemin
verilmesine ve gelişmesine engel olmuştur. Bugüne kadar açılan bu kurumlar, ülkede
bulunan erken çocukluk çağı çocuklarının sayıları ile orantılı olarak yeterli düzeye
ulaşamamıştır.
Türk Milli Eğitiminde okullaşma oranının en düşük olduğu kademe erken
çocukluktur.
Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planında 2000–2001 öğretim yılı için hedeflenen erkençocukluk eğitiminde okullaşma oranı %16 olarak belirlenmesine rağmen okullaşma oranında
ulaşılan hedefin %10 olduğu görülür. Bu çok yetersiz olduğu gibi bu alanda gerekli fiziki,
sosyal ortam standartları henüz geliştirilmeye muhtaçtır ve rehberlik, denetleme görevlerini
yapacak yeterli sayıda personel yoktur. Oysa gelişmiş ülkeler erken çocukluk eğitimindeki
okullaşma oranını %100’e çıkarmaya çalışmanın yanı sıra, erken çocukluk eğitimini daha
küçük yaşlarda başlatabilme çabasına girmişlerdir.
Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmi ve özel okul öncesi eğitim kurumlarının kuruluş,
yönetim, eğitim, görev ve işleyişleri ile ilgili esasları düzenlemek amacıyla 2002 yılında
Okulöncesi Eğitim Yönetmeliği yayınlanmıştır.
ERKEN ÇOCUKLUK EĞİTİMİNDE
BAKIM VE EĞİTİM SİSTEMİ
2.1.Kurum Türleri
Erken çocukluk eğitim kurumları, 0–6 yaş çocuklarının tüm gelişimlerinin
desteklendiği, sağlıklı ve güvenli bir ortam içinde, iyi hazırlanmış eğitim programları yoluyla
yönlendiren, uzman–eğitici kadroya sahip temel amacı eğitim olan sosyal kuruluşlardır.
Erken çocukluk eğitim hizmetleri çeşitli kurumlar aracılığıyla yürütülmektedir. Milli
Eğitim Bakanlığının 1994 yılında yürürlüğe koyduğu Okulöncesi Eğitim Programları esas
alındığında iki çeşit erken çocukluk eğitim kurumları görülür:
Hizmet ve yaş gruplarına göre erken çocukluk eğitimi kurumları
Kuruluş amaçlarına göre erken çocukluk eğitimi kurumları
Hizmet ve yaş gruplarına göre Erken Çocukluk Eğitimi Kurumları
Kreş
Yuva
Anaokulu
Anasınıfı
Kreş
Kreş 0-36 ( 0-3 yaş) çocuklarının bakım, beslenme, bedensel ve ruhsal gelişimlerine
uygun olarak hazırlanmış programların uygulandığı, çalışan annelere hizmet götüren erkençocukluk eğitimi kurumlarıdır.
Yaşamın ilk yıllarının, fiziksel olduğu kadar, zihinsel ve duygusal gelişim açısından
ne kadar önemli olduğu anlaşıldıkça bu kurumlardaki eğitimsel duyarlılığın arttığı
gözlenmektedir. Özellikle ilk iki yılda yetişkinle çocuğun zaman zaman teke tek, zaman
zaman küçük gruplar halinde etkinlikleri sürdürmeleri gerekir.
Kreşlerde sorumluluk başta öğretmen olmak üzere görevli personele düşmektedir.
Çocuklar yaşamlarının ilk iki yılında temel güven duygusunu kazanırlar. Bu nedenle bu
yaşlar kritik bir dönem olma özelliği taşıdığından kreşler, yalnızca bakım yeri olarak değil,
bakım ve eğitimin bir arada verildiği yerler olarak değerlendirilmelidir
Yuva
Genellikle iki-dört yaş arası çocukları bakım ve eğitiminden sorumlu kurumlara
“yuva” denir.
Ülkemizde yuva adı altında çalışan bazı özel kurumların kreş ve anaokulu çağı
çocuklarını da kapsamlarına aldıkları görülmektedir.
Bu kurumlar sağlıklı fiziksel koşullar ve zengin eğitsel yaşantılar içinde, çocukların
gelişimlerini olumlu yönde etkilemek, sosyal ve zihinsel becerilerini geliştirmek üzere
planlanır ve yönetilir. Gelişmiş ülkelerde yuva eğitimi, öncelikle geri sosyoekonomik çevre
çocuklarına, endüstri merkezlerinde çalışan annelerin hizmetine ya da tarımsal bölge halkına
ulaştırmaya çalışılmaktadır. Bu kurumlar yarım gün eğitim verecek şekilde planlanabilir.
Böylece çocuğun küçük yaşta aile ortamından uzun süre ayrı kalmasının doğuracağı
sakıncalar önlenmiş olur. Ancak yuva, çalışan anneye hizmet verdiğinde açılma ve kapanma
saatlerinin de bu ilke doğrultusunda düzenlenmesi gerekmektedir.
Anaokulu
Anaokulu 37–60 ay ( 4–5 yaş ) çocuklarının devam ettiği erken çocukluk eğitim
kurumlarıdır.
Bu kurumlarda, uyarıcı çevre düzenlemeleri yapılarak yaratıcı etkinlikler ve grup
oyunları aracılıyla çocukların gelişimlerine yönelik öğrenme yaşantıları
gerçekleştirilmektedir. Anaokullarında, çocuğun bakımı ve korunmasına olduğu kadar, sosyal ve zihinsel
gelişimlerine de ağırlık verilmektedir. Anaokulu etkinlikleri sabah ve öğleden sonra değişikçocuk gruplarına ya da tek bir gruba tam gün boyunca hizmet verilecek şekilde planlanarak verilebilir. Böylece daha çok çocuğun hizmet alması ve eğitimden yararlanması sağlanabilir.
Anasınıfları 61–72 ay ( 6 yaş ) çocukların eğitimlerini kapsayan kurumlardır.
Anasınıfları ilkokulların bünyesinde yer alır.
Anasınıfları diğer erken çocukluk eğitimi kurumlarından farklı olarak ilkokulların
bünyesinde ya da onlara bağlı olarak özellikle geri sosyoekonomik çevre koşullarından gelençocukları, okul yaşamının beklentilerine ayak uydurabilecek bir gelişim düzeyine ulaştırmaküzere uygulanmaktadır. Bu yönüyle anasınıfları elverişsiz çevre koşullarından gelençocukların erken çocukluk eğitiminden yararlanmalarına olanak tanımaktadır
Anasınıfları da anaokulları gibi çocukların tüm gelişimlerini planlı ve sistemli bir
eğitim programı içerisinde yönlendirmektedir
Kuruluş Amaçlarına Göre Erken Çocukluk Eğitimi Kurumlarının Çeşitleri
Erken çocukluk eğitim kurumları çeşitli yasa ve yönetmeliklerle resmi ve özel
kuruluşlar tarafından çeşitli adlarla açılır.
Bu kurumlar, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme
Kurumunun ilgili bölümleri tarafından denetlenmektedir. Türkiye’deki okul öncesi eğitim
kurumları amaçları ve bağlı oldukları kuruluşa göre sınıflandırılır.
Bunlar şu şekilde sınıflandırılır:
Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Erken Çocukluk Eğitim Kurumları
Bağımsız anaokulları
İlköğretim bünyesindeki anasınıfları
Kız meslek lisesi bünyesindeki uygulama anaokulları ve anasınıfları
Sosyal Hizmetler ve Çocuk esirgeme Kurumuna bağlı Erken Çocukluk
Eğitim Kurumları
Çocuk yuvaları
Çocuk bakımevleri
Çocuk kulüpleri
Çocuk evleri
Üniversitelerin Bünyelerindeki Erken Çocukluk Eğitim Kurumları
Çalışma Bakanlığına Bağlı Erken Çocukluk Eğitim Kurumları
Vakıf, Dernek ve Kooperatiflere Bağlı Erken Çocukluk Eğitim Kurumları
Bu sınıflamada da görüldüğü gibi, Türkiye’de erken çocukluk eğitimi hizmeti veren
kurumlarda hem yönetim, hem de kurulma amaçları, programları ve mekân donanımları
yönünden farklılıklar bulunmaktadır.
.Hizmet Türleri
Erken çocukluk eğitim kurumların; eğitim sistemi içinde hazırlanan eğitim
programları doğrultusunda eğitim ve öğretim etkinliklerinin planlanması, uygulanması ve
değerlendirilmesi gerekmektedir.
Hangi düzeyde olursa olsun eğitimde çocuğun gelişim durumunu, ilgilerini,
ihtiyaçlarını, yeteneklerini ve içinde bulundukları çevre şartlarını bilmek ve karşılaştığı
problemler hakkında fikir sahibi olmak gerekir. Ailenin genel durumunu ve çalışma şartlarını
da göz ardı etmemek gerekir. Çocuğun ve ailenin genel durumu ve ihtiyaçları tespit edildikten sonra, çocuk ve aileye en uygun hizmet türü tespit edilir.
Erken çocukluk eğitim kurumlarında, eğitim programı tam güne yayılarak
hazırlanabilir. Çocuklar bu eğitim programında, sabah okula gelirler ve öğretmen tarafındançocukların, yaş ve gelişim düzeylerine uygun olarak hazırlanan eğitim programı
doğrultusunda eğitim alırlar.
Öğretmen, yukarıda verilen tam gün eğitim programında, çocukların gereksinimleri
doğrultusunda farklı bir çizelge hazırlayabilir. Bu çizelgede etkinliklere ayrılan zaman
bloklarında esnek davranabilir. Bir ya da birkaç çalışmayı bir etkinlik içinde
bütünleştirebilir.
Çocukların olayların zaman içinde yer alışlarını daha iyi kavrayabilmeleri için okula
geliş, kahvaltı, toplanma, temizlik, uyku gibi günlük işlerin çizelgede belirtilen saatlerde
yapılmasına özen gösterilmesi gerekir.
Saatli Bakım
Günümüzde büyük şehirlerde tek çocuklu ailelerin çoğalması, eğitimin artık çok erken
yaşlarda başlaması, çocuk oyunları için sokakların güvenli olmaması, annelerin çocuklarıyla
ve hayatla uğraşmaktan kendilerine zaman ayıramamaları gibi nedenlerle çocuklar için
yepyeni yaşam alanlarına ihtiyaç duyulmaktadır.
Özellikle çalışan aileler, iş koşullarından dolayı iş saatlerini çocuklarına göre
düzenleyerek, saatli bakım hizmet türünü tercih etmektedirler. Özellikle saat olarak az
çalışan anneler, çocuklarının günlük bakımlarını baktırdıkları saat üzerinden ücretli olarak
yaptırmaktadırlar. Saatli bakımda aynı çocuğa her gün birkaç saat hizmet verilebilir.
Ayrıca aileler, çeşitli durumlarda örneğin gece katıldıkları herhangi bir organizasyon
etkinliğinde (düğünler, toplantılar vs.) çocukları için saatli bakım hizmetinden
yararlanabilirler.
Saatli bakımda hizmet veren bakıcılar bu alanda eğitim almış, sertifika sahibi, eğitimli
kişiler olmalıdır. Bebeğin günlük bakımını yapmak, bebeğin bulunduğu ortamın temizlik ve
hijyenini sağlamak, bebeğin alt temizliğini yapmak, banyo yaptırmak, tuvalet sonrası
temizliği yapmak, mama, meyve suyu veya püresini hazırlamak, ortamı bebek için güvenilir
hale getirmek bu alanda eğitim almış kişilerce yapılmalıdır.
Evde Bakım
Bazı aileler çocukları çok küçük olduğundan evde bakım hizmet türünü tercih
etmektedir. Çocuklar ya kendi evlerinde ya da şartlar uygunsa bakan kişinin evinde bakım
hizmeti almaktadırlar.
Evde bakımda hizmet veren bakıcılar, aynı saatli bakımda hizmet veren bakıcılar gibi,
bu alanda eğitim almış, sertifika sahibi kişiler olmalıdır. Bebeğin günlük bakımını yapmak,
bebeğin bulunduğu ortamın temizlik ve hijyenini sağlamak, bebeğin alt temizliğini yapmak,
banyo yaptırmak, tuvalet sonrası temizliği yapmak, mama, meyve suyu veya püresini
hazırlamak, ortamı bebek için güvenilir hale getirmek bu alanda eğitim almış kişilerce
yapılmalıdır.
KAYNAK
http://www.cocukgelisimi.net
ARAL Neriman, Adalet KANDIR, Münevver YAŞAR CAN, Okul Öncesi
Eğitim ve Okul Öncesi Eğitim Programları, YaPa Yayınları, İstanbul 2002.
ARAL Neriman, Adalet KANDIR, Münevver YAŞAR CAN, Okul Öncesi
Eğitim -1 , YaPa Yayınları, İstanbul, 2000.
OKTAY Ayla, Tanju GÜRKAN, Rengin ZEMBAT, Polat UNUTKAN, Ne
Yapıyorum, Neden Yapıyorum, Nasıl Yapmalıyım, YaPa Yayınları, İstanbul,
2003.
ÇOCUK GELİŞİMİ VE EĞİTİMİ SİTESİ ARADIĞINI BULMANIN EN KOLAY YOLU
Çocuk Kadın Aile Eğitim Sağlık
|